Bulutların üzerinde güneş hep parlak..
İçinden geçtiğin derin vadiler seni korkutmasın. Ağaçlar, çalılar, ayağına dolanan sarmaşıklar… Yürürken yolda karşılştığın koca koca örümcekler, kertenkeleler ve hatta nehirde tembelce dinleniyor görüntüsündeki timsahın sakin tehlikesi… Kaldır kafanı azıcık, bak gökyüzüne.
Şimdi gördüğün bulutlar hep orada mı sanıyorsun? İzle, hiç mi kıpırdamıyorlar yerlerinden? Hiç mi esmiyor rüzgar senin de yüzünü yalayarak? Hiç mi yaprak titremiyor onun nefesinden?
Yoksa sen mi yeterince bakmıyorsun, dinlemiyorsun?
Kaldır kafanı gökyüzüne.
Bir de benim için bak.
İçindeki çocuk ile birlikte.
Hani bulutların şekillerini bulduğun o uzun araba yolculuklarındaki gibi bak, sadece görmek için. Birisinin tren, birisinin ayı, birisinin koca bir ejderha olduğu günlerdeki gibi… Kardeşinle en çok bulutu kim benzetecek diye yarıştığın gibi tutkuyla bak…
Ve çık şimdi o bulutların üzerine. Sen de adın gibi biliyorsun ama insansın çabuk unutuyorsun; o bulutların üzerinde güneş her sabah, tüm ışığı, tüm parlaklığı ve ihtişamı ile doğuyor. Gözlerini kamaştıracak, seni içine alacak ve ruhunun en karanlıklarını aydınlatacak kadar parlak… Gününü gün edecek, seni mutlu bir çocuk yapacak kadar… Yılların yorgunluğunu, yenilgilerini, kırgınlıklarını unutturacak kadar… Ve sana seni hatırlatacak kadar…
Burcu/ yolda.(Kasım 2012)